27 Aralık 2021

El Clasico’dan Dünya Kupası’na

O günlerin ateşli rekabetine şahit olanlar için bir daha El Clasico’larda böylesine demeç savaşları, futbol harbi yaşanmadı, yaşanmayacağına inananlar da çok. Lakin yine o günlerde 18 günde 4 El Clasico izlemenin sıkıcı olduğunu söyleyenler de çoktu. Şimdi artık 2 yılda bir Dünya Kupası projesini sorgulayabiliriz.



FIFA’nın iki yılda bir Dünya Kupası projesi şu soruyu akıllara getiriyor. Avrupa Süper Ligi projesiyle profili yüksek, yıldızı bol maçlar oynamayı hedefleyen 13 kulübün 48 saatte dağılan ittifakının hedefi neydi? Yerel liglerde büyük bütçeli takımlarla rekabet edemeyenler gençlerin futbola olan ilgisini yok ediyor. İnsanlar her hafta “büyük” maçlar izlemek istiyor… Acaba öyle mi? 

Kıtanın en büyük futbol rekabeti El Clasico’yu sadece İspanya’da değil tüm dünyada futbolseverler iple çeker. Ronaldo ve Messi’nin ayrılığı sonrasında eski havasında olmadığı da doğrudur ama biz en havalı günlerine gidelim. 10 yıl önce Real Madrid ve Barcelona 18 günde 4 El Clasico oynadılar… Futbolseverlerin “Yine mi El Clasico?” dediği ve çok sevdiğin yemeği haftanın 7 günü yemeyi, en sevdiğin filmi 7 gün arka arkaya tekrar tekrar izlermişçesine sıradanlaşan El Clasico’lar…

Real-Barça rekabetinde Jose Mourinho ve Pep Guardiola’nın teknik direktörlük koltuğunda oturdukları ve birbirine zıt iki futbol anlayışının sadece sahada değil basın toplantılarında da çarpıştığı günler… Ligin  ilk yarısında evi Camp Nou’da Real Madrid’i 5-0 mağlup eden Barcelona, Santiago Bernabeu’ya geldiğinde takvimlerde 16 Nisan yazıyordu. Kral Kupası’nda finale kalan iki takım, Şampiyonlar Ligi yarı finalinde de eşleşmişti ve ligde 8 puan önde olan Barça için önemli olan önündeki 3 El Clasico idi. Mourinho’nun Pepe’yi orta sahada ‘balta’ olarak kullandığı El Clasico 1-1 bitti.

Dört gün sonra iki takım Kral Kupası finali için Valencia’nın yolunu tuttular. Pepe yine orta sahadaydı. Mourinho’nun yine kale önüne otobüs çektiği finalin 90 dakikası golsüz sonuçlandı. Uzatmalarda Angel di Maria’nın ortasına Cristiano Ronaldo’nun kafası skoru belirledi. Kral Kupası Real Madrid’indi.

Üçüncü El Clasico için önlerinde bir hafta vardı. 27 Nisan’da Şampiyonlar Ligi yarı finalinin ilk maçında Barcelona deplasmanda Real Madrid’e top göstermedi, Pepe ve Mourinho oyundan atıldı ve Katalanlar, Messi’nin iki golüyle final bileti ceplerinde Barselona’ya döndüler. 18 günde 4 El Clasico maratonunun sonuncusu 3 Mayıs 2011 tarihinde Camp Nou’da oynandı. Mourinho cezalıydı ve otelde maçı izleyecekti. İlk maçı 2-0 kazanan Barça, 54’te Pedro ile öne geçtiğinde turun fişini çekti, Marcelo’nun golü skoru belirledi. Barça finaldeydi ve kupayı da kazandı. 

O günlerin ateşli rekabetine şahit olanlar için bir daha El Clasico’larda böylesine demeç savaşları, futbol harbi yaşanmadı, yaşanmayacağına inananlar da çok. Lakin yine o günlerde 18 günde 4 El Clasico izlemenin sıkıcı olduğunu söyleyenler de çoktu. Şimdi artık 2 yılda bir Dünya Kupası projesini sorgulayabiliriz. Bir sonraki yazıda… 


O günlerin ateşli rekabetine şahit olanlar için bir daha El Clasico’larda böylesine demeç savaşları, futbol harbi yaşanmadı, yaşanmayacağına inananlar da çok. Lakin yine o günlerde 18 günde 4 El Clasico izlemenin sıkıcı olduğunu söyleyenler de çoktu. Şimdi artık 2 yılda bir Dünya Kupası projesini sorgulayabiliriz.



FIFA’nın iki yılda bir Dünya Kupası projesi şu soruyu akıllara getiriyor. Avrupa Süper Ligi projesiyle profili yüksek, yıldızı bol maçlar oynamayı hedefleyen 13 kulübün 48 saatte dağılan ittifakının hedefi neydi? Yerel liglerde büyük bütçeli takımlarla rekabet edemeyenler gençlerin futbola olan ilgisini yok ediyor. İnsanlar her hafta “büyük” maçlar izlemek istiyor… Acaba öyle mi? 

Kıtanın en büyük futbol rekabeti El Clasico’yu sadece İspanya’da değil tüm dünyada futbolseverler iple çeker. Ronaldo ve Messi’nin ayrılığı sonrasında eski havasında olmadığı da doğrudur ama biz en havalı günlerine gidelim. 10 yıl önce Real Madrid ve Barcelona 18 günde 4 El Clasico oynadılar… Futbolseverlerin “Yine mi El Clasico?” dediği ve çok sevdiğin yemeği haftanın 7 günü yemeyi, en sevdiğin filmi 7 gün arka arkaya tekrar tekrar izlermişçesine sıradanlaşan El Clasico’lar…

Real-Barça rekabetinde Jose Mourinho ve Pep Guardiola’nın teknik direktörlük koltuğunda oturdukları ve birbirine zıt iki futbol anlayışının sadece sahada değil basın toplantılarında da çarpıştığı günler… Ligin  ilk yarısında evi Camp Nou’da Real Madrid’i 5-0 mağlup eden Barcelona, Santiago Bernabeu’ya geldiğinde takvimlerde 16 Nisan yazıyordu. Kral Kupası’nda finale kalan iki takım, Şampiyonlar Ligi yarı finalinde de eşleşmişti ve ligde 8 puan önde olan Barça için önemli olan önündeki 3 El Clasico idi. Mourinho’nun Pepe’yi orta sahada ‘balta’ olarak kullandığı El Clasico 1-1 bitti.

Dört gün sonra iki takım Kral Kupası finali için Valencia’nın yolunu tuttular. Pepe yine orta sahadaydı. Mourinho’nun yine kale önüne otobüs çektiği finalin 90 dakikası golsüz sonuçlandı. Uzatmalarda Angel di Maria’nın ortasına Cristiano Ronaldo’nun kafası skoru belirledi. Kral Kupası Real Madrid’indi.

Üçüncü El Clasico için önlerinde bir hafta vardı. 27 Nisan’da Şampiyonlar Ligi yarı finalinin ilk maçında Barcelona deplasmanda Real Madrid’e top göstermedi, Pepe ve Mourinho oyundan atıldı ve Katalanlar, Messi’nin iki golüyle final bileti ceplerinde Barselona’ya döndüler. 18 günde 4 El Clasico maratonunun sonuncusu 3 Mayıs 2011 tarihinde Camp Nou’da oynandı. Mourinho cezalıydı ve otelde maçı izleyecekti. İlk maçı 2-0 kazanan Barça, 54’te Pedro ile öne geçtiğinde turun fişini çekti, Marcelo’nun golü skoru belirledi. Barça finaldeydi ve kupayı da kazandı. 

O günlerin ateşli rekabetine şahit olanlar için bir daha El Clasico’larda böylesine demeç savaşları, futbol harbi yaşanmadı, yaşanmayacağına inananlar da çok. Lakin yine o günlerde 18 günde 4 El Clasico izlemenin sıkıcı olduğunu söyleyenler de çoktu. Şimdi artık 2 yılda bir Dünya Kupası projesini sorgulayabiliriz. Bir sonraki yazıda…