Tarihin en iyi takımı | beIN SPORTS Türkiye - beinsports.com.tr/
4 Mart 2022

Tarihin en iyi takımı…

Ne var ki, o döneme şahit olmuş hemen her futbolsever için Pep Guardiola Barcelona'sının yeri hep ayrıdır...



Bir dönem Real Madrid, Juventus ve Alman Milli Takımı forması giyen Sami Khedira’nın geçtiğimiz günlerde dile getirdiği, “Bence tarihin en iyi takımı 2010 Guardiola Barcelona’sı” fikri beyinlerimizde güzel bir tartışmanın fitilini ateşledi. Elbette ‘tarihin’ eklemesini cümlesini daha vurucu yapmak için kullandığı düşünülebilir. Ne var ki, o döneme şahit olmuş hemen her futbolsever için Pep Guardiola Barcelonasının yeri hep ayrıdır.

Xavi-Iniesta-Messi ve Guardiola

Xavi-İniesta-Messi üçlüsünün yıllarca La Liga ve Şampiyonlar Ligi’ni domine etmesi bir yana Xavi ve Iniesta’nın aynı dönemde İspanyol Milli Takımı’nın 2 Avrupa 1 Dünya Kupası kazanmasındaki rolleri de bu düşünceyi güçlendiriyor. 2010 Barcelona'sı kült bir futbol yapıtı olarak kabul edilir. Pep Guardiola’nın ilk teknik direktörlük deneyiminin henüz 2. yılına denk gelmesine rağmen öylesine etkileyici bir futbol performansı izliyorduk ki, her Barcelona maçının ardından futbol hazzı her yanımızı sarıyordu. Barcelona ve Pep Guardiola’yı bu kadar kusursuz gösteren rakibinin en az kendisi kadar büyük ve görkemli yapısı mıydı? İnter’i 2010 Mayıs’ında Şampiyonlar Ligi Şampiyonu yaparken yarı finalde Pep’in Barcelona’sını eleyen Mourinho’nun Real Madrid’in başına geçişi, Ronaldo’nun Messi’ye karşı büyük bir meydan okumaya girişmesi miydi Barcelona’yı bu kusursuzluğa taşıyan? Elbette sadece bu olamazdı Barcelona’yı bu kadar eşsiz yapan.

Bir tezi güçlendiren anti-tezi midir?

Jonathan Wilson, Futbol Taktikleri Tarihi kitabında Gabriele Marcotti’nin Times’ta yayınlanan bir makalesine atıfta bulunarak, estetik futbolun filozofu sayılan Jorge Valdano’nun “İnsanlar genelde en önemli şeyin sonuç olduğunu söylerler, ama bu doğru değil. İnsanların hatıralarında kalan büyüklük arayışı ve bunun neden olduğu duygulardır. Arrigo Sacchi’nin AC Milan’ını, Capello’nun Milan’ından daha çok hatırlıyoruz. Oysa Fabio Capello’nun Milan takımı daha başarılıydı. Bütün iş mükemmeliyet arayışında. Futbola ve insanlığa karşı olan yükümlülüğümüz ona giden yolda yürümektir. Hatırlanacak olan şudur, özel olan budur.” cümleleriyle futbolda kült olmanın geçtiği yolu anlatır.
Wilson’un kitabından yola çıkarak Pep’in tezinin dünyaca sevilmesinin en büyük nedeni karşısında Mourinho’nun çok güçlü bir antitezle durması kadar, Guardiola’nın mükemmelin peşinde yorulmadan koşmasıydı.

Kült olmak zor iş

Birçok futbolsevere göre de tarihin en iyi takımı 2010 Barcelona’sıdır. 1970’lerde Rinus Michels’in Cruyff’lu Hollanda’sı, henüz adını kimse duymamışken 1987’de Milan’ın başına geçip 3 yılda 2 Avrupa Şampiyonluğu kazanan Arrigho Sacchi’nin devrimci futbolu, 2004’te İngiltere Premier Lig’de Thierry Henry’li kadrosuyla namağlup şampiyon olan Arsene Wenger’in Arsenal’i, Alex Ferguson’un United’ı, 2014 ile 2018 arasında (2016/17/18 üst üste 3 kupa olmak üzere) tam 4 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu kazanan Ronaldo’nun Real Madrid’i de en az 2010 Barcelona’sı kadar görkemli izler bırakmıştır.

Ne var ki, o döneme şahit olmuş hemen her futbolsever için Pep Guardiola Barcelona'sının yeri hep ayrıdır...



Bir dönem Real Madrid, Juventus ve Alman Milli Takımı forması giyen Sami Khedira’nın geçtiğimiz günlerde dile getirdiği, “Bence tarihin en iyi takımı 2010 Guardiola Barcelona’sı” fikri beyinlerimizde güzel bir tartışmanın fitilini ateşledi. Elbette ‘tarihin’ eklemesini cümlesini daha vurucu yapmak için kullandığı düşünülebilir. Ne var ki, o döneme şahit olmuş hemen her futbolsever için Pep Guardiola Barcelonasının yeri hep ayrıdır.

Xavi-Iniesta-Messi ve Guardiola

Xavi-İniesta-Messi üçlüsünün yıllarca La Liga ve Şampiyonlar Ligi’ni domine etmesi bir yana Xavi ve Iniesta’nın aynı dönemde İspanyol Milli Takımı’nın 2 Avrupa 1 Dünya Kupası kazanmasındaki rolleri de bu düşünceyi güçlendiriyor. 2010 Barcelona'sı kült bir futbol yapıtı olarak kabul edilir. Pep Guardiola’nın ilk teknik direktörlük deneyiminin henüz 2. yılına denk gelmesine rağmen öylesine etkileyici bir futbol performansı izliyorduk ki, her Barcelona maçının ardından futbol hazzı her yanımızı sarıyordu. Barcelona ve Pep Guardiola’yı bu kadar kusursuz gösteren rakibinin en az kendisi kadar büyük ve görkemli yapısı mıydı? İnter’i 2010 Mayıs’ında Şampiyonlar Ligi Şampiyonu yaparken yarı finalde Pep’in Barcelona’sını eleyen Mourinho’nun Real Madrid’in başına geçişi, Ronaldo’nun Messi’ye karşı büyük bir meydan okumaya girişmesi miydi Barcelona’yı bu kusursuzluğa taşıyan? Elbette sadece bu olamazdı Barcelona’yı bu kadar eşsiz yapan.

Bir tezi güçlendiren anti-tezi midir?

Jonathan Wilson, Futbol Taktikleri Tarihi kitabında Gabriele Marcotti’nin Times’ta yayınlanan bir makalesine atıfta bulunarak, estetik futbolun filozofu sayılan Jorge Valdano’nun “İnsanlar genelde en önemli şeyin sonuç olduğunu söylerler, ama bu doğru değil. İnsanların hatıralarında kalan büyüklük arayışı ve bunun neden olduğu duygulardır. Arrigo Sacchi’nin AC Milan’ını, Capello’nun Milan’ından daha çok hatırlıyoruz. Oysa Fabio Capello’nun Milan takımı daha başarılıydı. Bütün iş mükemmeliyet arayışında. Futbola ve insanlığa karşı olan yükümlülüğümüz ona giden yolda yürümektir. Hatırlanacak olan şudur, özel olan budur.” cümleleriyle futbolda kült olmanın geçtiği yolu anlatır.
Wilson’un kitabından yola çıkarak Pep’in tezinin dünyaca sevilmesinin en büyük nedeni karşısında Mourinho’nun çok güçlü bir antitezle durması kadar, Guardiola’nın mükemmelin peşinde yorulmadan koşmasıydı.

Kült olmak zor iş

Birçok futbolsevere göre de tarihin en iyi takımı 2010 Barcelona’sıdır. 1970’lerde Rinus Michels’in Cruyff’lu Hollanda’sı, henüz adını kimse duymamışken 1987’de Milan’ın başına geçip 3 yılda 2 Avrupa Şampiyonluğu kazanan Arrigho Sacchi’nin devrimci futbolu, 2004’te İngiltere Premier Lig’de Thierry Henry’li kadrosuyla namağlup şampiyon olan Arsene Wenger’in Arsenal’i, Alex Ferguson’un United’ı, 2014 ile 2018 arasında (2016/17/18 üst üste 3 kupa olmak üzere) tam 4 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu kazanan Ronaldo’nun Real Madrid’i de en az 2010 Barcelona’sı kadar görkemli izler bırakmıştır.