Bizi nasıl bir derbi bekliyor | beIN SPORTS Türkiye - beinsports.com.tr/
10 Nisan 2022

Bizi nasıl bir derbi bekliyor?

Pazar akşamı maçı izlerken, sol üst köşedeki süre 15:00'ı geçtikten sonra, devre bitene kadar gözünüzü ekrandan ayırmayın.



İşlek bir caddede üstündeki bir kaldırımda, Fenerbahçe ve Galatasaray forması olan iki kişi, hararetli bir şekilde tavla oynasa, iddia edebilirim ama ispatlayamam ki, ikisinin arkasında taraftarları toplanır. Türkiye'de, özellikle İstanbul'un üç şampiyonu arasında oynanan maçlara atfettiğimiz ezeli rekabet, her ne kadar bu üç takımın taraftarlarına sorsanız ortak dillendirilebilecek ayrımlara sahip olduğu iddia edilecek olsa da, aslında yurt dışındaki örnekleri kadar keskin ayrımlara dayanmıyor.

Rangers – Celtic rekabeti gibi mezhep, Real Madrid – Barcelona gibi etnik kimlik ve siyaset, İtalya'da her birinin ayrı ayrı şiir gibi isme sahip derbileri gibi, şehir devletleri zamanından süregelen ve kökeni savaşlara dayanan bir geçmişi yok.

Bütün bunlardan hiçbirine sahip değilken bile dünyanın en ateşli derbileri arasında Fenerbahçe – Galatasaray rekabetinin anılması ise belki de bilakis daha da övülecek bir şeydir.

Hedefler

Fenerbahçe – Galatasaray maçının rekabet seviyesini, takımların maçın oynandığı zamanki iddia durumlar hiç belirlememiştir. Elbette, aynı koltuk için mücadele ettiklerine işin heyecanı artar, ancak taraflardan birinin havlu attığı, diğerinin ise bir hedefe gitmeye çalıştığı zamanlarda da, altta olan için diğerine çelme takma, üstte olan için ise son çiviyi çakma misyonu üstlenmiştir bu maçlar. Önümüzdeki derbinin senaryosu biraz daha bu ikincisine yakın. Her ne kadar hem Fenerbahçe, hem Galatasaray, sezon içinde sonuçlar ve oyundan memnuniyetsizliklerini teknik direktör değişikliğine çevirmiş olsalar da, Fenerbahçe'nin o virajı Galatasaray'dan daha iyi döndüğünü söylemek için puan tablosuna bakmak yeterli. Sarı-lacivertliler, ön elemeler üzerinden de olsa Şampiyonlar Ligi'ne gitme yolu açacak ikincilik için iddiasını sürdürürken, Galatasaray'ın olasılıklar çok azalmış olsa da daha yakın olduğu yer düşme potası. İki takımın daha önce bundan daha çok puan farkı varken karşılaşmışlıkları var, o açıdan özel bir maç değil bu. 
Ancak sadece Galatasaray özelinde, sarı-kırmızılıların, bütün sezonları 3 puanlı sisteme göre hesapladığımızda bile 31 maçta 41 puan ve altında kaldığı sadece aslında 30 puan topladığı ama 3 puanlı sisteme göre 39 puana denk gelen 1981-82 sezonu ve 37 puanda kaldığı 2010-11 sezonunu görüyoruz. 

Fenerbahçe'nin 31 maçtaki 56 puanına aynı açıdan baktığımızda, sarı-lacivertlilerin 31 maçta bundan daha az topladığı dokuz, daha çok topladığı 35 sezonu var. Yani, Fenerbahçe'yi şu anda ikincilik için iddialı durumda tutmayı başaran puan toplamı, Fenerbahçe tarihi açısından da 31 maç için oldukça düşük bir puan. 

Kadıköy'de Rekabet

2019-20 sezonundaki 3-1'lik Galatasaray galibiyetine kadar Fenerbahçe evinde 20 maç kaybetmemiş, o 20 maçın da 14'ünü kazanmıştı. Bu serinin bozulduğu 3-1'lik maçtan sonraki maçı da sahasında Galatasaray'a kaybeden Fenerbahçe, bu iki yenilgiden önceki iki maçta da sahadan beraberlikle ayrılmıştı. Uzun lafın kısası, şu anki duruma bir seri diyeceksek, Fenerbahçe evinde dört maçtır ezeli rakibini yenemiyor. Bundan önce dört ve üzeri maçlık iç saha Galatasaray galibiyeti hasreti ise ta Kasım 1983 ile Eylül 1988 arasındaki beş maçlık seri. O beş maçlık seride Galatasaray'ın üç galibiyeti varken, iki maç da berabere bitmişti.

Fenerbahçe'nin evsahipliğinde oynanan 64 maçın 35'ini Fenerbahçe kazandı, 17 maç berabere biterken 12 maçı da sarı-kırmızılılar kazandı. Fenerbahçe'nin sahasında oynanan ve berabere biten bu 17 maçın ise sadece altı tanesi golsüz beraberlikle sonuçlandı.

Sezon İstatistikleri

Yukarıda değindiğimiz gibi, iki takım da teknik direktör değiştirdi, ancak bunların oyuna yansımaları açısından beklentilerle sayıların söylediği Galatasaray'da ve Fenerbahçe'de farklı. Vitor Pereira ile oynanan oyunda fatura dizilişe kesilirken, ligde yer etmiş büyük takım oyununa olan uzaklık İsmail Kartal'ın gelişiyle değişti ve sonuçları getiren de bu oldu. Fenerbahçe topa sahip olma ortalamasında Pereira dönemine göre az da olsa bir düşüş yaşamasına rağmen, 10 pas üstü dizi ve deste hücum ortalamaları arttı. 

Galatasaray'da ise, Terim döneminde ligde uygulanmaya çalışılan oyunla, UEFA Avrupa Ligi'nde iyi sonuç getiren oyunun farklı oluşu bir çözümsüzlük koydu ortaya. Galatasaray'ın, ligde de Avrupa'da oynadığı gibi oynaması gerektiğini, kadronun oyuncu yapısının ona daha uygun olduğunu söyleyenler çoktu, ancak ligde Galatasaray'ın Avrupa'daki kadar reaktif oynamasına izin verecek rakip sayısının azlığı bir çıkmaza sokuyordu. 

Öyle veya böyle, o çıkmaz teknik direktör değişikliğine yol açtı, ancak tercih edilen ismin, ligde işletilemeyen oyunun daha koyu takipçisi olması sorunun çözümsüzlüğünü arttırdı. Bununla da kalmadı, topa daha da çok sahip olması beklenecek Galatasaray buna dair kalemlerin hemen çoğunda Terim döneminin de gerisine düştü. Bunda mutlaka Torrent'in oyun adına denediği bazı rol dağılımlarının ve yine eldeki oyuncuların ona uygun olmamasının etkisi var ve eğer o şansı bulabilir, kadro da biraz doğru takviyelendirilebilirse, işlerin olumlu anlamda değiştiğini görebiliriz. Ancak sarı-kırmızılılardaki kongre süreci ve onun olası sportif yansımaları, Torrent'e o şansı verir mi, orası çok belirsiz. Hatta bu yazının yazarına sorarsanız imkansız.

Hücum

Galatasaray ligin en çok şut atan ikinci, en çok isabetli şut atan dördüncü, şut isabetinde ise yedinci takımı. Fenerbahçe ise şutta yedi, isabetlide üç, şut isabetinde dördüncü. Bu ne demek; Galatasaray çok ama kötü şut çekiyor, Fenerbahçe daha az ama daha iyi şut çekiyor. 

Nitekim bu gol beklentisi sayılarına da yansıyor. Fenerbahçe ligin penaltılı ve penaltısız gol beklentisi lideri, Galatasaray penaltılıda ikinciyken penaltısızda dördüncü. Yani Galatasaray'ın belirgin bir şut seçimi tercihi problemi var. Toplamda Fenerbahçe'den yaklaşık 30 fazla şutu olan Galatasaray'ın xG'sinin Fenerbahçe'ninkinden yaklaşık 1 eksik olması da yine bunu doğruluyor. xG, şut çektikçe biriken bir şey olduğundan, ortalamada aynı kalitede şut çeken iki takımdan, daha çok şut çekenin daha çok xG toplamasını bekleriz, durum bunun tersiyse, ki burada öyle, Galatasaray Fenerbahçe'ye göre daha kalitesiz şut çekmiş anlamına geliyor. 

Galatasaray'ın penaltısız gol beklentisi yaklaşık 49, attığı penaltı hariç gol ise 36 ve bu -13'lük fark ligdeki en büyük beklenti altında kalışı gösteriyor. Ligde penaltısız gol beklentisini aşabilen sadece beş takım var, ve Fenerbahçe de bunlardan biri değil, onlarda da fark negatif, ancak -4.5'luk o fark Galatasaray'ınkinin yanında oldukça iyi kalıyor.

Savunma

Buraya kadarki istatistiklerin hiçbirinde Fenerbahçe'nin iç, Galatasaray'ın dış saha ortalamalarından bahsetmedim, tamamı genel, sezonluk ortalamalardı, ancak savunma kalemlerinde dikkat çekici bir durum olduğu için bunu tercih edeceğim. Galatasaray ligin deplasmanda topa en çok sahip olan takımı (%54.7). Bu da, sarı-kırmızılılar deplasmana gittiklerinde topa daha da çok sahip oluyor anlamına geliyor. Bu ortalama, topun da rakiplerinde %45 civarı kaldığı anlamına gelir ki, o da Galatasaray'ın savunma yapmasını gerektirecek sürenin azlığına yol açar. Bu nedenle de, topa çok sahip olan bir takımın, savunma aksiyonu ortalamalarının düşük olmasını bekleyebiliriz. Ancak Galatasaray'da bu durum biraz uçlarda; Galatasaray ligin deplasmanda en az top kapan, en az sahipsiz top kazanan ve en az pas arası yapan takımı. Az olması normal, ancak Galatasaray seviyesinde bir takımda, bu üç kalemin üçünde de deplasmanda sonuncu olması biraz sıradışı.

Ön Alan Baskısı

Opta ölçümlerine göre, sahanın son üçte ikilik kısmında, rakip takıma kaç pasta bir savunma aksiyonu uyguladığının ölçüldüğü bir metrik var, adı da PPDA. "Passes Per Defensive Action"ın kısaltması olan bu metriği Türkçeye "Defansif Aksiyon Başına Pas" olarak çevirebiliriz, ancak adında net olmayan şey, bunun rakibin yapmasına izin verilen pas olduğu. Hesaplaması gereği de bir takımın PPDA değeri ne kadar düşükse, kendi savunma bölgesi dışındaki yerlerde o kadar yüksek baskı uyguladığı anlamına geliyor. Fenerbahçe bu alanda ligin lideri, 9.4'lük PPDA değeriyle, Galatasaray ise 10.1'le üçüncü. Fenerbahçe'nin rakipleri, sahanın son 65 metresinde 9.4 pasta bir Fenerbahçe'nin savunma hamlesiyle karşılaşıyor demek bu. Galatasaray'ın rakipleri ise 10.1 pasta bir. 

Bir de sahanın son 40 metresinde kazanılan toplar var ki, işler burada ilginçleşiyor. Fenerbahçe bu alanda da ligin lideri (295). Bu şekilde çekilen şutlarda da Fenerbahçe lider (56). Bu iki kategoride Galatasaray sırasıyla beşinci (258) ve ikinci (53). İşlerin ilginçleştiği yer ise Galatasaray'ın kendini bu denklemin ters tarafında bulduğu zaman karşımıza çıkıyor; ön alan baskısına en çok uğrayan on ikinci takım (219), bu şekilde kalesinde en çok şut gören dokuzuncu (39) takım olan Galatasaray, kendi ilk 40 metresinde rakibe kaptırdığı toplardan yediği sekiz golle bu negatif istatistiğin lideri. Fenerbahçe ise bu şekilde dört gol yedi.

Fenerbahçe'nin önde basmayı sevdiği, Galatasaray'ın bu şekilde çokca gol yediği bir sezonda, maçın senaryosu bize böyle bir şey yaşatabilir.

Dakikalar

Pazar akşamı maçı izlerken, sol üst köşedeki süre 15:00'ı geçtikten sonra, devre bitene kadar gözünüzü ekrandan ayırmayın. Tuvalete gitmeyin, mutfaktan bir şey lazımsa maçı izlemeyen birinden rica edin. Fenerbahçe 54 golünün 11'ini 16-30 arasında, Galatasaray 42 golünün 16'sını 31-45 arasında atıyor. Burada Fenerbahçe'nin son 15'te attığı, ligin de en yüksek sayısı olan 16 golü de aklınızda tutun, zira birazdan işler biraz daha ilginçleşecek.

Galatasaray 16 gol attığı 31-45 arasında 12 de gol yemiş durumda. Bu da şu demek; Galatasaray maçlarındaki 87 golün 28 tanesi, yani yaklaşık üçte biri bu dilime sıkışmış durumda. Yine, az önce, ligin 76-90 arası en çok gol atan takımı olan Fenerbahçe'nin 16 golü olduğunu söylemiştim, Galatasaray da bu dilimde yine oldukça çok gol yedi (11). Özetle, tuvalet ve içecek molaları için 76-90 arası da pek ideal değil. İki takım arasında ligin ilk yarısında oynanan maçta da ilk yarıdaki karşılıklı gollerin 16 ve 31'inci dakikalarda, Fenerbahçe'ye galibiyeti getiren golün 90+4'te geldiğini de hatırlatayım. Ismarlasak bu kadar olurdu sanırım.

Sonuç

Başta söylediğimizi tekrarlayalım; Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi iddiasını sürdürmek ve Galatasaray'a karşı iç sahada oluşmaya başlıyor gözüken kazanamama serisini sona erdirmek istiyor. Galatasaray ise bittiğinde iyi hatırlamayacağı bu sezonda, iç sahada uzatma golüyle yenildiği ezeli rakibini deplasmanda mağlup edip iyi hatırlayacağı bir maçı tarihe yazmak ve Kadıköy'deki yenilmezlik serisini beş maça çıkarmak, üstüne de Fenerbahçe'nin ikincilik takibine çelme takmak istiyor.

Yine başa dönelim; tavla oynasalar seyrederiz dediğimiz bu rekabetin sıradaki tezahürünü umarım keyifle yaşarız. Maç bittiğine hakem veya başka polemiklerle birbirimizi yemeyeceğimiz, bol aksiyonlu, hikayesi olacak bir derbi olsun. Şimdiden iyi seyirler!


Pazar akşamı maçı izlerken, sol üst köşedeki süre 15:00'ı geçtikten sonra, devre bitene kadar gözünüzü ekrandan ayırmayın.



İşlek bir caddede üstündeki bir kaldırımda, Fenerbahçe ve Galatasaray forması olan iki kişi, hararetli bir şekilde tavla oynasa, iddia edebilirim ama ispatlayamam ki, ikisinin arkasında taraftarları toplanır. Türkiye'de, özellikle İstanbul'un üç şampiyonu arasında oynanan maçlara atfettiğimiz ezeli rekabet, her ne kadar bu üç takımın taraftarlarına sorsanız ortak dillendirilebilecek ayrımlara sahip olduğu iddia edilecek olsa da, aslında yurt dışındaki örnekleri kadar keskin ayrımlara dayanmıyor.

Rangers – Celtic rekabeti gibi mezhep, Real Madrid – Barcelona gibi etnik kimlik ve siyaset, İtalya'da her birinin ayrı ayrı şiir gibi isme sahip derbileri gibi, şehir devletleri zamanından süregelen ve kökeni savaşlara dayanan bir geçmişi yok.

Bütün bunlardan hiçbirine sahip değilken bile dünyanın en ateşli derbileri arasında Fenerbahçe – Galatasaray rekabetinin anılması ise belki de bilakis daha da övülecek bir şeydir.

Hedefler

Fenerbahçe – Galatasaray maçının rekabet seviyesini, takımların maçın oynandığı zamanki iddia durumlar hiç belirlememiştir. Elbette, aynı koltuk için mücadele ettiklerine işin heyecanı artar, ancak taraflardan birinin havlu attığı, diğerinin ise bir hedefe gitmeye çalıştığı zamanlarda da, altta olan için diğerine çelme takma, üstte olan için ise son çiviyi çakma misyonu üstlenmiştir bu maçlar. Önümüzdeki derbinin senaryosu biraz daha bu ikincisine yakın. Her ne kadar hem Fenerbahçe, hem Galatasaray, sezon içinde sonuçlar ve oyundan memnuniyetsizliklerini teknik direktör değişikliğine çevirmiş olsalar da, Fenerbahçe'nin o virajı Galatasaray'dan daha iyi döndüğünü söylemek için puan tablosuna bakmak yeterli. Sarı-lacivertliler, ön elemeler üzerinden de olsa Şampiyonlar Ligi'ne gitme yolu açacak ikincilik için iddiasını sürdürürken, Galatasaray'ın olasılıklar çok azalmış olsa da daha yakın olduğu yer düşme potası. İki takımın daha önce bundan daha çok puan farkı varken karşılaşmışlıkları var, o açıdan özel bir maç değil bu. 
Ancak sadece Galatasaray özelinde, sarı-kırmızılıların, bütün sezonları 3 puanlı sisteme göre hesapladığımızda bile 31 maçta 41 puan ve altında kaldığı sadece aslında 30 puan topladığı ama 3 puanlı sisteme göre 39 puana denk gelen 1981-82 sezonu ve 37 puanda kaldığı 2010-11 sezonunu görüyoruz. 

Fenerbahçe'nin 31 maçtaki 56 puanına aynı açıdan baktığımızda, sarı-lacivertlilerin 31 maçta bundan daha az topladığı dokuz, daha çok topladığı 35 sezonu var. Yani, Fenerbahçe'yi şu anda ikincilik için iddialı durumda tutmayı başaran puan toplamı, Fenerbahçe tarihi açısından da 31 maç için oldukça düşük bir puan. 

Kadıköy'de Rekabet

2019-20 sezonundaki 3-1'lik Galatasaray galibiyetine kadar Fenerbahçe evinde 20 maç kaybetmemiş, o 20 maçın da 14'ünü kazanmıştı. Bu serinin bozulduğu 3-1'lik maçtan sonraki maçı da sahasında Galatasaray'a kaybeden Fenerbahçe, bu iki yenilgiden önceki iki maçta da sahadan beraberlikle ayrılmıştı. Uzun lafın kısası, şu anki duruma bir seri diyeceksek, Fenerbahçe evinde dört maçtır ezeli rakibini yenemiyor. Bundan önce dört ve üzeri maçlık iç saha Galatasaray galibiyeti hasreti ise ta Kasım 1983 ile Eylül 1988 arasındaki beş maçlık seri. O beş maçlık seride Galatasaray'ın üç galibiyeti varken, iki maç da berabere bitmişti.

Fenerbahçe'nin evsahipliğinde oynanan 64 maçın 35'ini Fenerbahçe kazandı, 17 maç berabere biterken 12 maçı da sarı-kırmızılılar kazandı. Fenerbahçe'nin sahasında oynanan ve berabere biten bu 17 maçın ise sadece altı tanesi golsüz beraberlikle sonuçlandı.

Sezon İstatistikleri

Yukarıda değindiğimiz gibi, iki takım da teknik direktör değiştirdi, ancak bunların oyuna yansımaları açısından beklentilerle sayıların söylediği Galatasaray'da ve Fenerbahçe'de farklı. Vitor Pereira ile oynanan oyunda fatura dizilişe kesilirken, ligde yer etmiş büyük takım oyununa olan uzaklık İsmail Kartal'ın gelişiyle değişti ve sonuçları getiren de bu oldu. Fenerbahçe topa sahip olma ortalamasında Pereira dönemine göre az da olsa bir düşüş yaşamasına rağmen, 10 pas üstü dizi ve deste hücum ortalamaları arttı. 

Galatasaray'da ise, Terim döneminde ligde uygulanmaya çalışılan oyunla, UEFA Avrupa Ligi'nde iyi sonuç getiren oyunun farklı oluşu bir çözümsüzlük koydu ortaya. Galatasaray'ın, ligde de Avrupa'da oynadığı gibi oynaması gerektiğini, kadronun oyuncu yapısının ona daha uygun olduğunu söyleyenler çoktu, ancak ligde Galatasaray'ın Avrupa'daki kadar reaktif oynamasına izin verecek rakip sayısının azlığı bir çıkmaza sokuyordu. 

Öyle veya böyle, o çıkmaz teknik direktör değişikliğine yol açtı, ancak tercih edilen ismin, ligde işletilemeyen oyunun daha koyu takipçisi olması sorunun çözümsüzlüğünü arttırdı. Bununla da kalmadı, topa daha da çok sahip olması beklenecek Galatasaray buna dair kalemlerin hemen çoğunda Terim döneminin de gerisine düştü. Bunda mutlaka Torrent'in oyun adına denediği bazı rol dağılımlarının ve yine eldeki oyuncuların ona uygun olmamasının etkisi var ve eğer o şansı bulabilir, kadro da biraz doğru takviyelendirilebilirse, işlerin olumlu anlamda değiştiğini görebiliriz. Ancak sarı-kırmızılılardaki kongre süreci ve onun olası sportif yansımaları, Torrent'e o şansı verir mi, orası çok belirsiz. Hatta bu yazının yazarına sorarsanız imkansız.

Hücum

Galatasaray ligin en çok şut atan ikinci, en çok isabetli şut atan dördüncü, şut isabetinde ise yedinci takımı. Fenerbahçe ise şutta yedi, isabetlide üç, şut isabetinde dördüncü. Bu ne demek; Galatasaray çok ama kötü şut çekiyor, Fenerbahçe daha az ama daha iyi şut çekiyor. 

Nitekim bu gol beklentisi sayılarına da yansıyor. Fenerbahçe ligin penaltılı ve penaltısız gol beklentisi lideri, Galatasaray penaltılıda ikinciyken penaltısızda dördüncü. Yani Galatasaray'ın belirgin bir şut seçimi tercihi problemi var. Toplamda Fenerbahçe'den yaklaşık 30 fazla şutu olan Galatasaray'ın xG'sinin Fenerbahçe'ninkinden yaklaşık 1 eksik olması da yine bunu doğruluyor. xG, şut çektikçe biriken bir şey olduğundan, ortalamada aynı kalitede şut çeken iki takımdan, daha çok şut çekenin daha çok xG toplamasını bekleriz, durum bunun tersiyse, ki burada öyle, Galatasaray Fenerbahçe'ye göre daha kalitesiz şut çekmiş anlamına geliyor. 

Galatasaray'ın penaltısız gol beklentisi yaklaşık 49, attığı penaltı hariç gol ise 36 ve bu -13'lük fark ligdeki en büyük beklenti altında kalışı gösteriyor. Ligde penaltısız gol beklentisini aşabilen sadece beş takım var, ve Fenerbahçe de bunlardan biri değil, onlarda da fark negatif, ancak -4.5'luk o fark Galatasaray'ınkinin yanında oldukça iyi kalıyor.

Savunma

Buraya kadarki istatistiklerin hiçbirinde Fenerbahçe'nin iç, Galatasaray'ın dış saha ortalamalarından bahsetmedim, tamamı genel, sezonluk ortalamalardı, ancak savunma kalemlerinde dikkat çekici bir durum olduğu için bunu tercih edeceğim. Galatasaray ligin deplasmanda topa en çok sahip olan takımı (%54.7). Bu da, sarı-kırmızılılar deplasmana gittiklerinde topa daha da çok sahip oluyor anlamına geliyor. Bu ortalama, topun da rakiplerinde %45 civarı kaldığı anlamına gelir ki, o da Galatasaray'ın savunma yapmasını gerektirecek sürenin azlığına yol açar. Bu nedenle de, topa çok sahip olan bir takımın, savunma aksiyonu ortalamalarının düşük olmasını bekleyebiliriz. Ancak Galatasaray'da bu durum biraz uçlarda; Galatasaray ligin deplasmanda en az top kapan, en az sahipsiz top kazanan ve en az pas arası yapan takımı. Az olması normal, ancak Galatasaray seviyesinde bir takımda, bu üç kalemin üçünde de deplasmanda sonuncu olması biraz sıradışı.

Ön Alan Baskısı

Opta ölçümlerine göre, sahanın son üçte ikilik kısmında, rakip takıma kaç pasta bir savunma aksiyonu uyguladığının ölçüldüğü bir metrik var, adı da PPDA. "Passes Per Defensive Action"ın kısaltması olan bu metriği Türkçeye "Defansif Aksiyon Başına Pas" olarak çevirebiliriz, ancak adında net olmayan şey, bunun rakibin yapmasına izin verilen pas olduğu. Hesaplaması gereği de bir takımın PPDA değeri ne kadar düşükse, kendi savunma bölgesi dışındaki yerlerde o kadar yüksek baskı uyguladığı anlamına geliyor. Fenerbahçe bu alanda ligin lideri, 9.4'lük PPDA değeriyle, Galatasaray ise 10.1'le üçüncü. Fenerbahçe'nin rakipleri, sahanın son 65 metresinde 9.4 pasta bir Fenerbahçe'nin savunma hamlesiyle karşılaşıyor demek bu. Galatasaray'ın rakipleri ise 10.1 pasta bir. 

Bir de sahanın son 40 metresinde kazanılan toplar var ki, işler burada ilginçleşiyor. Fenerbahçe bu alanda da ligin lideri (295). Bu şekilde çekilen şutlarda da Fenerbahçe lider (56). Bu iki kategoride Galatasaray sırasıyla beşinci (258) ve ikinci (53). İşlerin ilginçleştiği yer ise Galatasaray'ın kendini bu denklemin ters tarafında bulduğu zaman karşımıza çıkıyor; ön alan baskısına en çok uğrayan on ikinci takım (219), bu şekilde kalesinde en çok şut gören dokuzuncu (39) takım olan Galatasaray, kendi ilk 40 metresinde rakibe kaptırdığı toplardan yediği sekiz golle bu negatif istatistiğin lideri. Fenerbahçe ise bu şekilde dört gol yedi.

Fenerbahçe'nin önde basmayı sevdiği, Galatasaray'ın bu şekilde çokca gol yediği bir sezonda, maçın senaryosu bize böyle bir şey yaşatabilir.

Dakikalar

Pazar akşamı maçı izlerken, sol üst köşedeki süre 15:00'ı geçtikten sonra, devre bitene kadar gözünüzü ekrandan ayırmayın. Tuvalete gitmeyin, mutfaktan bir şey lazımsa maçı izlemeyen birinden rica edin. Fenerbahçe 54 golünün 11'ini 16-30 arasında, Galatasaray 42 golünün 16'sını 31-45 arasında atıyor. Burada Fenerbahçe'nin son 15'te attığı, ligin de en yüksek sayısı olan 16 golü de aklınızda tutun, zira birazdan işler biraz daha ilginçleşecek.

Galatasaray 16 gol attığı 31-45 arasında 12 de gol yemiş durumda. Bu da şu demek; Galatasaray maçlarındaki 87 golün 28 tanesi, yani yaklaşık üçte biri bu dilime sıkışmış durumda. Yine, az önce, ligin 76-90 arası en çok gol atan takımı olan Fenerbahçe'nin 16 golü olduğunu söylemiştim, Galatasaray da bu dilimde yine oldukça çok gol yedi (11). Özetle, tuvalet ve içecek molaları için 76-90 arası da pek ideal değil. İki takım arasında ligin ilk yarısında oynanan maçta da ilk yarıdaki karşılıklı gollerin 16 ve 31'inci dakikalarda, Fenerbahçe'ye galibiyeti getiren golün 90+4'te geldiğini de hatırlatayım. Ismarlasak bu kadar olurdu sanırım.

Sonuç

Başta söylediğimizi tekrarlayalım; Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi iddiasını sürdürmek ve Galatasaray'a karşı iç sahada oluşmaya başlıyor gözüken kazanamama serisini sona erdirmek istiyor. Galatasaray ise bittiğinde iyi hatırlamayacağı bu sezonda, iç sahada uzatma golüyle yenildiği ezeli rakibini deplasmanda mağlup edip iyi hatırlayacağı bir maçı tarihe yazmak ve Kadıköy'deki yenilmezlik serisini beş maça çıkarmak, üstüne de Fenerbahçe'nin ikincilik takibine çelme takmak istiyor.

Yine başa dönelim; tavla oynasalar seyrederiz dediğimiz bu rekabetin sıradaki tezahürünü umarım keyifle yaşarız. Maç bittiğine hakem veya başka polemiklerle birbirimizi yemeyeceğimiz, bol aksiyonlu, hikayesi olacak bir derbi olsun. Şimdiden iyi seyirler!