Mustafa Denizli ve Fatih Terim
Yayınlanma Tarihi 15 Ekim 2008 Çar 12:04
92.3 Lig Radyo Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ayan, Gazeteport.com'daki yazısında Mustafa Denizli ve Fatih Terim'i kaleme aldı ve iki taknik adamı değişik yönleriyle kıyasladı. İşte Ayan'ın ilginç tespitleri:
İkisiyle de ilişkim sınırlıdır. Tanışıklığım 1997’ler, 98’lerde başlar. Fatih Hoca ile belki bir yıl öncesinde tanışmışızdır, Mustafa hoca ile bir yıl sonra. Belki de tersi. Mustafa Hoca ile son birkaç aydır daha samimi olmamıza rağmen, Fatih Hoca ile 10 yıldır her yıl bir iki kez selamlaşmışlığımız vardır.
Radyocu olmanın avantaj ya da dezavantajları var diyorum ya hep. Belki ismim her ikisi için de bilinirdir ama yüzümü (hele de Fatih Terim) bir kerede hatırlamayabilir. Neyse konumuz onların beni, benim onları ne kadar tanımam değil…
İkisinin de Türkiye olduğunu anlatmaya çalışacağım kendimce. Kabul edelim ki, bugün Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük iki hocadır Fatih Terim ile Mustafa Denizli. Türk insanının yüreğine futbolda başarı tohumlarını eken iki adamdır.
Öyle önemli benzerlikleri, öyle uçurum ayrılıkları vardır ki… Bunları bilebilmek için yakın dostları olmaya gerek yok. Benim gibi sınırlı tanışıklıkların getirdiği genel bilgiler, ya da sıradan gazeteci gözlemleri onları kıyaslamaya yetebilir.
Bir kere aynı jenerasyonun farklı topraklarda serpilmiş çocukları. 50’li yıllarda doğmuşlar. Biri Adana’da, diğeri İzmir’de… İkisinin de sıcak bölge insanları olduğunu öngörsek bile termometreleri, termostatları farklı. Fatih Hoca’nın termostatı daha bozuk, Mustafa Hoca’nınki daha düzgün işliyor. Fatih Terim daha Anadolu’lu tepkiler, tepkimeler verirken, Mustafa Denizli daha Batılı; daha İzmir/Çeşme’li davranıyor.
Mustafa Hoca topluma karşı daha diplomatik davranırken, Fatih Hoca’m yer-yer ve zaman-zaman daha içten; daha olduğu gibi. Çeşme’li olanı daha beyinden, öteki daha yürekten yaşıyor. Terim’in özellikle aile hayatı Türk örf ve adetlerine uygunken, Mustafa Hocam (kendisi, sevgilileri, kızı Selin ile) daha magazinel bir yaşamı tercihliyor. Ama bu konuda çıkan haberlerden ötürü (gençliğinde bar kapısında paparazzi kovalasa bile) bugün gazetecilerin kafasında fotoğraf makinesi parçalamayı düşünmüyor!
Fatih Hocam bugüne kadar tek eşli yaşamış. Mustafa Hocamın gönül arısı farklı balları tatmayı tercihlemiş. İlk eşi gayrı müslimmiş. Evlilik bir süre mümkün olmamış, sonra hanımefendiyi İsrail’e kaçırmışlar.
Sanılanın ya da hayat çizgilerinin tersine Mustafa Denizli, boş vakitlerini memleketinde geçirirken, Fatih Terim soluğu Bodrum’da alıyor…
Mustafa Hoca daha ‘denizli’, Fatih Hoca daha ‘karalı’ yaşıyor. Daha batılı gibi görünen Mustafa Denizli’nin örneğin Frenze’de Milano’da bir hayatı yokken; daha doğulu gibi görünen Fatih Hoca’nın Avrupa ilişkileri çok güçlü. Bu ilişkiler hem dostluk, hem de iş ilişkisi bağlamında sağlam enternasyonal boyuta sahip. Denizli, herhalde çok denizli olduğu için giyim-kuşamda bir lokma bir hırka felsefesiyle düzgün ama olağan giyinmiş. Fatih Hocam ise Gucci’nin, Armani’nin kitabını yazmış adeta…
Fatih Hoca hep daha iyi giyinmiş.
Fatih Terim kendi yetiştiği camia dışında bir takımda teknik direktörlük görevi almamış. Mustafa Denizli, 3 büyük takımı da çalıştırarak tarihe geçmeyi yeğlemiş.
Mustafa Denizli hayallerinin takımına ‘sezon ortasında takım çalıştırmam’ sözünü halı altına süpürerek gelirken, Fatih Terim’in bugün itibariyle, Oğuz Tongsir mikrofonuna söylediği ‘ Türkiye’de bir daha takım çalıştırmam’ sözünü çiğneyip çiğnemeyeceği bilinmiyor.
İkisi de Türkiye’ye tarifi mümkün olmayan başarılar yaşattılar. İkisi de Florya Metin Oktay Tesisleri’nin toprak zemininden çim sahaya geçişine tanıklık ettiler. Biri erken ayrılmasına rağmen oralardan (Fatih Terim), dönüşü muhteşem oldu. Öteki ise, Derwall’in rahle-i tedrisinde sürdürdüğü Galatasaray mektebi çıraklığını ardından kalfalığa dönüştürdü. Fatih Terim onlarca yıl sonra A milli takımı Piontek’ten süzdükleriyle Euro-96’ya taşıdı. Galatasaray ile rekorlara imza attı, 4 yıl Türkiye şampiyonluğu, UEFA Kupası, Fiorentina, AC Milan teknik direktörlüğü, Milli Takım ile Avrupa üçüncülüğü elde etti.
Mustafa Denizli ise hala kırılamayan ‘bir Türk takımı ile Kupa-1’de yarı final başarısı’ elde etti… Euro-2000’de o döneme kadar görülmemiş bir zafere imza atarak A milli takımımızı ilk 8’e taşıdı. Almanya, Hollanda, Nechautel ve Monaco zaferlerini tarihe kazıdı. Aachen, Persapolis, Pas gibi takımlarla olabildiğine maceracı ruhunu hayata geçirdi; bundan keyif aldı. Fenerbahçe’yi şampiyon yapan ilk ve tek türk teknik direktör oldu. Bu başarısını ‘Fenerbahçe’de sezonu bitiren tek Türk teknik adamım’ diye özetledi hazdan ölürken!
Yetmedi sırada Beşiktaş var! İmzayı attığı gün ‘Üç büyük takımı çalıştıran tek teknik adam’ sıfatını aldı bile. Şimdi hedef ‘onları şampiyon yapan ilk ve tek Türk teknik adam olarak’ tarihin de ötesine geçmek…
İkisi de benim, ikisi de bizim… Başarıları, zaferleri, zaafları, hırsları, ihtirasları, kırgınlıkları, kızgınlıkları, adamlıkları, hoş sohbetleri, alışkanlıkları, tarihe kazınmışlıklarıyla…
İki tane daha yok ki onlardan...
İkisiyle de ilişkim sınırlıdır. Tanışıklığım 1997’ler, 98’lerde başlar. Fatih Hoca ile belki bir yıl öncesinde tanışmışızdır, Mustafa hoca ile bir yıl sonra. Belki de tersi. Mustafa Hoca ile son birkaç aydır daha samimi olmamıza rağmen, Fatih Hoca ile 10 yıldır her yıl bir iki kez selamlaşmışlığımız vardır.
Radyocu olmanın avantaj ya da dezavantajları var diyorum ya hep. Belki ismim her ikisi için de bilinirdir ama yüzümü (hele de Fatih Terim) bir kerede hatırlamayabilir. Neyse konumuz onların beni, benim onları ne kadar tanımam değil…
İkisinin de Türkiye olduğunu anlatmaya çalışacağım kendimce. Kabul edelim ki, bugün Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük iki hocadır Fatih Terim ile Mustafa Denizli. Türk insanının yüreğine futbolda başarı tohumlarını eken iki adamdır.
Öyle önemli benzerlikleri, öyle uçurum ayrılıkları vardır ki… Bunları bilebilmek için yakın dostları olmaya gerek yok. Benim gibi sınırlı tanışıklıkların getirdiği genel bilgiler, ya da sıradan gazeteci gözlemleri onları kıyaslamaya yetebilir.
Bir kere aynı jenerasyonun farklı topraklarda serpilmiş çocukları. 50’li yıllarda doğmuşlar. Biri Adana’da, diğeri İzmir’de… İkisinin de sıcak bölge insanları olduğunu öngörsek bile termometreleri, termostatları farklı. Fatih Hoca’nın termostatı daha bozuk, Mustafa Hoca’nınki daha düzgün işliyor. Fatih Terim daha Anadolu’lu tepkiler, tepkimeler verirken, Mustafa Denizli daha Batılı; daha İzmir/Çeşme’li davranıyor.
Mustafa Hoca topluma karşı daha diplomatik davranırken, Fatih Hoca’m yer-yer ve zaman-zaman daha içten; daha olduğu gibi. Çeşme’li olanı daha beyinden, öteki daha yürekten yaşıyor. Terim’in özellikle aile hayatı Türk örf ve adetlerine uygunken, Mustafa Hocam (kendisi, sevgilileri, kızı Selin ile) daha magazinel bir yaşamı tercihliyor. Ama bu konuda çıkan haberlerden ötürü (gençliğinde bar kapısında paparazzi kovalasa bile) bugün gazetecilerin kafasında fotoğraf makinesi parçalamayı düşünmüyor!
Fatih Hocam bugüne kadar tek eşli yaşamış. Mustafa Hocamın gönül arısı farklı balları tatmayı tercihlemiş. İlk eşi gayrı müslimmiş. Evlilik bir süre mümkün olmamış, sonra hanımefendiyi İsrail’e kaçırmışlar.
Sanılanın ya da hayat çizgilerinin tersine Mustafa Denizli, boş vakitlerini memleketinde geçirirken, Fatih Terim soluğu Bodrum’da alıyor…
Mustafa Hoca daha ‘denizli’, Fatih Hoca daha ‘karalı’ yaşıyor. Daha batılı gibi görünen Mustafa Denizli’nin örneğin Frenze’de Milano’da bir hayatı yokken; daha doğulu gibi görünen Fatih Hoca’nın Avrupa ilişkileri çok güçlü. Bu ilişkiler hem dostluk, hem de iş ilişkisi bağlamında sağlam enternasyonal boyuta sahip. Denizli, herhalde çok denizli olduğu için giyim-kuşamda bir lokma bir hırka felsefesiyle düzgün ama olağan giyinmiş. Fatih Hocam ise Gucci’nin, Armani’nin kitabını yazmış adeta…
Fatih Hoca hep daha iyi giyinmiş.
Fatih Terim kendi yetiştiği camia dışında bir takımda teknik direktörlük görevi almamış. Mustafa Denizli, 3 büyük takımı da çalıştırarak tarihe geçmeyi yeğlemiş.
Mustafa Denizli hayallerinin takımına ‘sezon ortasında takım çalıştırmam’ sözünü halı altına süpürerek gelirken, Fatih Terim’in bugün itibariyle, Oğuz Tongsir mikrofonuna söylediği ‘ Türkiye’de bir daha takım çalıştırmam’ sözünü çiğneyip çiğnemeyeceği bilinmiyor.
İkisi de Türkiye’ye tarifi mümkün olmayan başarılar yaşattılar. İkisi de Florya Metin Oktay Tesisleri’nin toprak zemininden çim sahaya geçişine tanıklık ettiler. Biri erken ayrılmasına rağmen oralardan (Fatih Terim), dönüşü muhteşem oldu. Öteki ise, Derwall’in rahle-i tedrisinde sürdürdüğü Galatasaray mektebi çıraklığını ardından kalfalığa dönüştürdü. Fatih Terim onlarca yıl sonra A milli takımı Piontek’ten süzdükleriyle Euro-96’ya taşıdı. Galatasaray ile rekorlara imza attı, 4 yıl Türkiye şampiyonluğu, UEFA Kupası, Fiorentina, AC Milan teknik direktörlüğü, Milli Takım ile Avrupa üçüncülüğü elde etti.
Mustafa Denizli ise hala kırılamayan ‘bir Türk takımı ile Kupa-1’de yarı final başarısı’ elde etti… Euro-2000’de o döneme kadar görülmemiş bir zafere imza atarak A milli takımımızı ilk 8’e taşıdı. Almanya, Hollanda, Nechautel ve Monaco zaferlerini tarihe kazıdı. Aachen, Persapolis, Pas gibi takımlarla olabildiğine maceracı ruhunu hayata geçirdi; bundan keyif aldı. Fenerbahçe’yi şampiyon yapan ilk ve tek türk teknik direktör oldu. Bu başarısını ‘Fenerbahçe’de sezonu bitiren tek Türk teknik adamım’ diye özetledi hazdan ölürken!
Yetmedi sırada Beşiktaş var! İmzayı attığı gün ‘Üç büyük takımı çalıştıran tek teknik adam’ sıfatını aldı bile. Şimdi hedef ‘onları şampiyon yapan ilk ve tek Türk teknik adam olarak’ tarihin de ötesine geçmek…
İkisi de benim, ikisi de bizim… Başarıları, zaferleri, zaafları, hırsları, ihtirasları, kırgınlıkları, kızgınlıkları, adamlıkları, hoş sohbetleri, alışkanlıkları, tarihe kazınmışlıklarıyla…
İki tane daha yok ki onlardan...