Hedef birbirini mahvetmek olunca...

Hedef birbirini mahvetmek olunca...

Geçen sezonun 26. haftası... Lider Sivasspor'un 53 puanı var. Beşiktaş, Mustafa Denizli'nin dediğini tam yapamamış olsa da 52 puanla ikinciliğe tırmanmış.
 
Fenerbahçe evinde Eskişehirspor'u, Galatasaray da deplasmanda Gaziantepspor'u yenerek moral bulmuş. 47'şer puanları var. Fikstürleri de iyi. Yani şampiyonluk yarışının içindeler. Kalan 7 haftada 5-6 puanlık farkı kapatmaları zor değil...

Ancak 27. hafta Ali Sami Yen'deki golsüz maçın sonunda yaşananlar ikisini de bitiriyor. Birbirinden ölesiye nefret eden iki 'ebedi dost' rakibinin kaybettiğini görmekten o kadar mutlu ki, kendi yıkımını umursamıyor.

Akıl almaz kayıpların ardından ikisi de hedeften çok uzaklara düşüyor. Buna karşın son hafta zirvedekilere meydan okuyarak perdeyi kapatıyorlar. Cim Bom İstanbul'da sezonun en parlak ekibi Sivasspor'u darmadağın ediyor. Bakmayın skorun sadece 2-1 olduğuna! Daha ilk yarıda 5-6 olabilecek bir maç yaşanıyor... Fenerbahçe de Trabzonspor deplasmanından galibiyetle dönüyor. İkisi şu mesajı vermiş oluyorlar:

Ey Beşiktaş, Sivasspor ve Trabzonspor! Biz birbirimizi mahvetmek gibi aptalca bir tutkunun esiri olmasak, siz o yerleri zor görürdünüz!

Bu sezon durumun değiştiğini düşünüyorsunuz. Daha da güçlendirilmiş kadrolarıyla işlerine güçlerine bakıyor ve doludizgin gidiyorlar. 10. haftaya kadar ikisi zirvede ve ötekilerin de artık 3.lükten başlayacak sıralar için oynayabileceklerini hemen tüm otoriteler kabul ediyor.

Sonra yine 'ebedi dostların' maçı geliyor. Maçta Fenerbahçe istediği sonucu elde ediyor ama bu sırada yaşananların kendisine ne kadar pahalıya malolabileceğini görmek istemiyor. İki maç seyircisizlik, Bilica'nın cezası gibi acısı sonradan çıkacak işlerin yanında artık şampiyon olduğunu sanma rehaveti Fener'i bugün bulunduğu noktaya getiriyor.

Daum, 'hâlâ lideriz' diye avunmaya çalışıyor ama fikstüre bir göz atarsa ilk yarı sonunda kendini 4. sırada bulmasının hiç de sürpriz olmayacağını görebilir...

Galatasaray da orada takılıp kalıyor. O maça kadar harika bir bilançoya sahip olan Rijkaard'ın takımı şaşılacak bir kolaylıkla kaybetmeye başlıyor. Baros'un sakatlığı ve öteki dağınıklıklar da adeta Cim Bom'un işini bitiriyor. Sarı Kırmızılı takım günden güne eriyor. Kendi kadro değerinin onda biri düzeyindeki rakipler karşısında bile kazanamıyor...

Yönetimden kaynaklanan sorunlar, teknik adamların kadro ve taktik yanlışları, futbolcuların umursamazlığı ile daha bir yığın etken iki ezeli rakibin kayıplarında elbette ki etkili. Ancak temel sorun Türk usulü rekabet anlayışında. Biliyorsunuz, biz başarıda yarışmayı bilen bir rekabet anlayışına sahip değiliz. Cehennemdeki kazanda birbirimizin paçasından çekme hikâyesini çoktan geçtim, rakibimizin iki gözünü kaybetmesi için kendimizinkileri de karşılık olarak feda etmeye razıyız.

Böyle hastalıklı bir rekabet anlayışı, ellerindeki olağanüstü imkânlara karşın iki dev takımın sürekli gülünç durumlara düşmelerine yol açıyor. İşte Kasımpaşa'nın toplam değeri, Fenerbahçe'nin ancak 10'da biri kadar. Ama neler olup bittiği de hem tabelada hem dünkü gazetelerde yazıyor... Galatasaray'ın bir hafta önce Manisaspor, bu hafta da Bursaspor karşısındaki durumu da çok farklı değil.

Futbolda elbette ki kayıplar her zaman olacak. Ancak F.Bahçe ile G.Saray'ın yaşadıkları bu değil. Aralarındaki hastalıklı rekabet herşeyden çok kendilerine zarar veriyor. Hatta düpedüz mahvediyor!

Birbirlerine düşmanlık yüzünden birlikte oluşturdukları değerlerin bile farkına varamıyorlar. O kadar ki ezeli rekabetin 100. yılı gibi belki de maddi olarak milyarlar, manevi olarak paha biçilemez bir kurum oluşturduklarını bile bilmiyorlar. O zaman, bu yaşadıkları az bile!