Bursa'ya buradan bakmak
Yayınlanma Tarihi 13 Mayıs 2011 Cum 09:16
Yaşananların ardından Bursaspor’a kesilen cezanın ağırlığı meselesi elbette tartışılacaktır. Kendi adıma suç/ceza denkleminde suçun tekrarını engellemek için cezanın ağırlaştırılması formülünün sorunu çözmeye yetmeyeceğini düşünenler grubuna dâhilim.
Bursa’da yaşananları ‘doğru okumak’ yerine sorunu hukukun kalemini sivrilterek çözmeye çalışmak, kanımca durumu anlamamak demektir.
Memleket toprağından türeyen en tanıdık refleks yine işleyecektir, şaşırmam... Yine nedene değil sonuca bakılacaktır. Ve her zaman yapılan tekrarlanacak; ceza yağacak, esefle kınanacak, ‘bize yakışmadığı’ belirtilecek, bir kente mal edilemeyeceğinden söz edilecektir... Sonra... Yine olayın bir başka yerdeki tekrarına kadar topluca uykuya dalınacaktır...
KİMLİK ARAYIŞI BUHRANI!
Peki, bu durumu nasıl ‘doğru okuruz?’ Katılmayan çok olacaktır ama ben yine de ‘bildiğimi okuyacağım...’
Bursa’da yaşananlar eşitsizliğin keskinleştiği toplumların kaçınılmaz sorunlarından biridir.
Eşitsizliğin açıkça hüküm sürdüğü coğrafyalarda güçlüler lehine devreye giren ‘ideoloji’ kafaları bulandırarak toplumda suni karşıtlıklar yaratır. Bu örnekteki ‘karşıtlık’ Bursa-Beşiktaş arasındadır ve selim kafayla düşünüldüğünde manasız ötesi manasızdır.
İki tribünü de benzer çalışma alanlarından, benzer eğitim seviyelerinden gelen neredeyse tıpkısının aynısı insanlar doldurmaktadır. Fotoğraflara bakın saç kesimlerinden, giyim kuşamlarına, yeme içme alışkanlıklarından kentlerindeki kültürel faaliyetlere katılımlarına kadar birçok konuda birbirlerine benzer insanlardır bunlar... Kent kökenlidirler ama yoğunluklu olarak kentin ‘çevre ilişkileri’ne dâhildirler.
Peki, nedir bu insanları birbirlerine karşı bu denli acımasız şekilde bileyen? Futbol ya da takım sevgisi olamaz değil herhalde!
Toplumun her hücresine ince ince nüfuz eden ‘kimlik’ sorunu burada da karşımıza çıkıyor. ‘Kimlik’ arayan ve kendi kimliğini diğer bütün kimliklerden üstün gören ideolojik bulanıklığın ‘bakar körlüğü’dür yaşanan.
Ait olduğu sınıfı değil, ‘ait olduğunu sandığı kimliği’ öne çıkarmalarını sağlayan algıyı yaratan sistem, onları bir yandan ‘düzenin lanetlileri’ haline getirirken öte yandan da yasaların sertleştirilmesi için kullanmaktadır.
Medyadaki bazı çevrelerde ‘dikkatsizce’ kurulan ‘eşitsizlik’ ve ‘haksızlığa uğrama’ söylemi de ajite olmuş kitlelerin öfkesini günden güne kabartmaktadır. Böylece bir yandan gerilim beslenirken diğer yandan ‘barış’ için gerektiği söylenen şiddetli düzenlemeler hayata geçirilir. Esasen lanetleniyor gibi görülen şiddet, düzenin pekişmesi için alttan alta sinik bir dille desteklenir.
Mehmet Demirkol’a katılıyorum, Bursa Valisi Şehabettin Harput iki takım taraftarları arasındaki ‘barış için’ en uygun zamanı kollamış ve hamlesini yapmıştır. İyi niyetli ve bir sonraki karşılaşma için cesaretle takip edilmesi gereken yolu da göstermiştir vali. Ne var ki, ‘eşitsizliğin işleyiş yasası’ yine işlemiş, ortalık toz duman olmuştur.
Eşitsizliği yok sayarak yaşamak ne kadar mümkün, işte futbol bize bunu da öğretiyor...
AH ŞU KAFA KARIŞIKLIĞI!
Kafa karışıklığı her yerde egemen... Son örnek müzikten. Eurovision’dan elenince sunucu Bülent Özveren, “Türkiye’ye oy vermeyen ülkelerin yoğun olduğu gruptaydık” demiş. Yarışmaya katılan gruptan Kutlu Özmakinacı daha da şaşırtıcı bir iddia içinde; “Yarı finali geçsek, finalde ilk üçe girerdik.” Futbola belki şöyle tercüme edebiliriz Özmakinacı’nın sözlerini; “Ligden düştük ama şampiyonlar ligine kalsak en az yarı final oynardık.”
Her sıkıştığında ‘Türkün Türk’ten başka dostu yoktur’ retoriğine sığınan akıl son olarak Nuri Şahin bayramı yaşıyordu her yerde. Bunca zamandır “Türk Milli Takımı’nda oynayan adam futbolcunun tillahı olsa büyük takımlara gidemez” diyenler şimdi Nuri’nin Kırşehir’deki köyüne kadar hatırlar oldu.
‘İyi’ olanın hayatta hep bir karşılığı olduğunu ve doğruların er geç ortaya çıkmak gibi ‘kötü bir huyları’nın bulunduğunu akıldan hiç çıkarmayacağımız günler dileğiyle bitirelim bugünkü yazıları...
AVCI'YA VE BEŞİKTAŞ'A AYIP ETMEK
Beşiktaş tribünlerinde önce mizahla başlayan sonra anlaşılmaz bir öfkeye dönüşen ‘Abdullah Avcı fobisi’ utanç verici bir hal aldı.
Bir grup Beşiktaş taraftarı Kayseri havaalanında Abdullah Avcı ve İBB’li futbolculara sataşarak ortalığı yangın yerine çevirdi. Oysa o teknik direktör Türkiye Kupası’nı kaldıran Beşiktaş’ı alkışlamak için takımını soyunma odasına göndermemişti.
Kaybedenle alay etmek, yenileni mahcup etmeye çalışmak Beşiktaş’ın var olduğu iddia edilen ‘genleriyle’ uyuşur mu bilemem. Yine de bildiğim ve emin olduğum bir şey var, bu arkadaşlar da Beşiktaşlı, biz de... Yani bunlar bizim arkadaşlarımız. Aynı tribüne gidip aynı takımı destekliyoruz. Ama aramızda farktan da öte neredeyse uçurum söz konusu.
Vicdanın kaybedildiği, mizahın terk edildiği, acının ve hüznün hor görüldüğü, yıkıntının üzerine yeni molozlor döküldüğü bir yerde haksızlık yapanlarla ‘aynı takımı tutuyor’ olmak öyle büyük bir yük ki...
Çocuğunun yanında babasına dalanlarla, sevgilisinin yanında delikanlıya sataşanlarla, annesinin yanında oğluna ilişenlerle ve bütün bunları kendi kalabalığına güvenerek yapanlarla aynı takımı tutuyor olmak! Bizi başkalarından farklı kıldığını düşündüğümüz değerleri yok ederek aslında ‘olduğumuz şey’e de kötülük edip onu vasatın bataklığında ‘aynılaştırmak!’
Şimdi öncelikle yapılması gereken şey Avcı’dan ve İBB’li futbolculardan tüm Beşiktaş forumlarında, sitelerinde ve yayınlarında arkadaşlarımız ve tuttuğumuz takım adına kocaman bir özür dilemek... Sonra... Sonra güzellikler, iyilikler, hoşluklar, mizah, eğlence ve bilgi çorap söküğü gibi gelir...
Bursa’da yaşananları ‘doğru okumak’ yerine sorunu hukukun kalemini sivrilterek çözmeye çalışmak, kanımca durumu anlamamak demektir.
Memleket toprağından türeyen en tanıdık refleks yine işleyecektir, şaşırmam... Yine nedene değil sonuca bakılacaktır. Ve her zaman yapılan tekrarlanacak; ceza yağacak, esefle kınanacak, ‘bize yakışmadığı’ belirtilecek, bir kente mal edilemeyeceğinden söz edilecektir... Sonra... Yine olayın bir başka yerdeki tekrarına kadar topluca uykuya dalınacaktır...
KİMLİK ARAYIŞI BUHRANI!
Peki, bu durumu nasıl ‘doğru okuruz?’ Katılmayan çok olacaktır ama ben yine de ‘bildiğimi okuyacağım...’
Bursa’da yaşananlar eşitsizliğin keskinleştiği toplumların kaçınılmaz sorunlarından biridir.
Eşitsizliğin açıkça hüküm sürdüğü coğrafyalarda güçlüler lehine devreye giren ‘ideoloji’ kafaları bulandırarak toplumda suni karşıtlıklar yaratır. Bu örnekteki ‘karşıtlık’ Bursa-Beşiktaş arasındadır ve selim kafayla düşünüldüğünde manasız ötesi manasızdır.
İki tribünü de benzer çalışma alanlarından, benzer eğitim seviyelerinden gelen neredeyse tıpkısının aynısı insanlar doldurmaktadır. Fotoğraflara bakın saç kesimlerinden, giyim kuşamlarına, yeme içme alışkanlıklarından kentlerindeki kültürel faaliyetlere katılımlarına kadar birçok konuda birbirlerine benzer insanlardır bunlar... Kent kökenlidirler ama yoğunluklu olarak kentin ‘çevre ilişkileri’ne dâhildirler.
Peki, nedir bu insanları birbirlerine karşı bu denli acımasız şekilde bileyen? Futbol ya da takım sevgisi olamaz değil herhalde!
Toplumun her hücresine ince ince nüfuz eden ‘kimlik’ sorunu burada da karşımıza çıkıyor. ‘Kimlik’ arayan ve kendi kimliğini diğer bütün kimliklerden üstün gören ideolojik bulanıklığın ‘bakar körlüğü’dür yaşanan.
Ait olduğu sınıfı değil, ‘ait olduğunu sandığı kimliği’ öne çıkarmalarını sağlayan algıyı yaratan sistem, onları bir yandan ‘düzenin lanetlileri’ haline getirirken öte yandan da yasaların sertleştirilmesi için kullanmaktadır.
Medyadaki bazı çevrelerde ‘dikkatsizce’ kurulan ‘eşitsizlik’ ve ‘haksızlığa uğrama’ söylemi de ajite olmuş kitlelerin öfkesini günden güne kabartmaktadır. Böylece bir yandan gerilim beslenirken diğer yandan ‘barış’ için gerektiği söylenen şiddetli düzenlemeler hayata geçirilir. Esasen lanetleniyor gibi görülen şiddet, düzenin pekişmesi için alttan alta sinik bir dille desteklenir.
Mehmet Demirkol’a katılıyorum, Bursa Valisi Şehabettin Harput iki takım taraftarları arasındaki ‘barış için’ en uygun zamanı kollamış ve hamlesini yapmıştır. İyi niyetli ve bir sonraki karşılaşma için cesaretle takip edilmesi gereken yolu da göstermiştir vali. Ne var ki, ‘eşitsizliğin işleyiş yasası’ yine işlemiş, ortalık toz duman olmuştur.
Eşitsizliği yok sayarak yaşamak ne kadar mümkün, işte futbol bize bunu da öğretiyor...
AH ŞU KAFA KARIŞIKLIĞI!
Kafa karışıklığı her yerde egemen... Son örnek müzikten. Eurovision’dan elenince sunucu Bülent Özveren, “Türkiye’ye oy vermeyen ülkelerin yoğun olduğu gruptaydık” demiş. Yarışmaya katılan gruptan Kutlu Özmakinacı daha da şaşırtıcı bir iddia içinde; “Yarı finali geçsek, finalde ilk üçe girerdik.” Futbola belki şöyle tercüme edebiliriz Özmakinacı’nın sözlerini; “Ligden düştük ama şampiyonlar ligine kalsak en az yarı final oynardık.”
Her sıkıştığında ‘Türkün Türk’ten başka dostu yoktur’ retoriğine sığınan akıl son olarak Nuri Şahin bayramı yaşıyordu her yerde. Bunca zamandır “Türk Milli Takımı’nda oynayan adam futbolcunun tillahı olsa büyük takımlara gidemez” diyenler şimdi Nuri’nin Kırşehir’deki köyüne kadar hatırlar oldu.
‘İyi’ olanın hayatta hep bir karşılığı olduğunu ve doğruların er geç ortaya çıkmak gibi ‘kötü bir huyları’nın bulunduğunu akıldan hiç çıkarmayacağımız günler dileğiyle bitirelim bugünkü yazıları...
AVCI'YA VE BEŞİKTAŞ'A AYIP ETMEK
Beşiktaş tribünlerinde önce mizahla başlayan sonra anlaşılmaz bir öfkeye dönüşen ‘Abdullah Avcı fobisi’ utanç verici bir hal aldı.
Bir grup Beşiktaş taraftarı Kayseri havaalanında Abdullah Avcı ve İBB’li futbolculara sataşarak ortalığı yangın yerine çevirdi. Oysa o teknik direktör Türkiye Kupası’nı kaldıran Beşiktaş’ı alkışlamak için takımını soyunma odasına göndermemişti.
Kaybedenle alay etmek, yenileni mahcup etmeye çalışmak Beşiktaş’ın var olduğu iddia edilen ‘genleriyle’ uyuşur mu bilemem. Yine de bildiğim ve emin olduğum bir şey var, bu arkadaşlar da Beşiktaşlı, biz de... Yani bunlar bizim arkadaşlarımız. Aynı tribüne gidip aynı takımı destekliyoruz. Ama aramızda farktan da öte neredeyse uçurum söz konusu.
Vicdanın kaybedildiği, mizahın terk edildiği, acının ve hüznün hor görüldüğü, yıkıntının üzerine yeni molozlor döküldüğü bir yerde haksızlık yapanlarla ‘aynı takımı tutuyor’ olmak öyle büyük bir yük ki...
Çocuğunun yanında babasına dalanlarla, sevgilisinin yanında delikanlıya sataşanlarla, annesinin yanında oğluna ilişenlerle ve bütün bunları kendi kalabalığına güvenerek yapanlarla aynı takımı tutuyor olmak! Bizi başkalarından farklı kıldığını düşündüğümüz değerleri yok ederek aslında ‘olduğumuz şey’e de kötülük edip onu vasatın bataklığında ‘aynılaştırmak!’
Şimdi öncelikle yapılması gereken şey Avcı’dan ve İBB’li futbolculardan tüm Beşiktaş forumlarında, sitelerinde ve yayınlarında arkadaşlarımız ve tuttuğumuz takım adına kocaman bir özür dilemek... Sonra... Sonra güzellikler, iyilikler, hoşluklar, mizah, eğlence ve bilgi çorap söküğü gibi gelir...