
Ligtv.com.tr'de "Çaykur Rizespor Günlüğü"nde bugün Tolga Doğantez'den şok açıklamalar var. Gençlerbirliği'nden Beşiktaş'a gelen ve 100. yıl şampiyonluğunda 27 maç forma giyen bir isim. Ancak Tolga'nın sakatlıklar ve şanssızlıklar yakasını bırakmadı. Beşiktaş'tan sonra neler yaşadı? Hayatında neler değişti? Hedefleri nelerdi, gelecek için ne düşünüyor?
Çaykur Rizespor'da idman bitmiş, tesislerde oturuyoruz. Tolga yanımızdan geçiyor... Selamlaşıyoruz. Ardından sohbet başlıyor. Bir dokun bin ah işit misali... Aslında dokunmadık bile diyebiliriz ama Tolga o kadar dolu o kadar dolu ki... Dokunsalar ağlayacak derler ya... İlk sorumuz "Futbola nerede ve kaç yaşında başladın" oldu ama cevaplar bizi nerelere alıp götürmedi! Tam anlamıyla ders niteliğinde bir röportaj... Taraftarın, futbola yeni başlayanların, futbolcuların kısacası futbolun içinde olan herkesin okluması gereken bir söyleşi... Tolga Doğantez'le, Ligtv.com.tr Haber Müdürü Erdem Erol ve Ligtv.com.tr Editörü Ahmet Sivaslı konuştu.

"İLERİYE DÖNÜK PLANLARIM YOKTU"
-Tolga, futbola kaç yaşında ve nerede başladın?
13-14 yaşında İzmir’de Göztepe’nin altyapısında başladım.
-Biraz geç bir yaş değil mi?
Bizim olduğumuz dönemleri düşünürsek, o zamanlar altyapı ve spor okulu kavramı yoktu. Daha çok okul takımlarında oynuyorduk. Okullararası yaptığımız maçları alt yapı hocaları gelip seyrederlerdi ve oradan oyuncu beğenirlerdi. Ortaokul takımında benimle birlikte 4-5 kişi Göztepe’nin altyapısına alındık. 5 seneye yakın altyapıda oynadık, 17 yaşında A takıma çıktım. Her büyük kulüpte olduğu gibi, Göztepe’de o zaman büyük camiaydı, hep şampiyonluk beklentisi vardı, alt yapıdan gelen oyunculara çok şans tanımıyorlardı. 17 yaşında amatör lisansla, profesyonel olmadan 3. lige gittim. 2 sene amatör lisansla Akhisarspor’da oynadım. Oradan 2. lige Turgutluspor’a transfer oldum. Tam futbolumun oturma evresiydi, orta saha sağ taraf oynuyordum. Daha sonra defansif özelliklerim ön plana çıktı. Bir geçiş dönemiydi benim için. Bir sakatlık yaşadım. Bileğimde bağlar koptu aşağı yukarı 3-4 ay oynayamadım. Tekrar 3.lige geldim ve Yeni Bornovaspor’da ve Aliağaspor’da oynadım. Aynı zamanda Ege Üniversitesi Spor Akademisi'ne gidiyordum. Böyle 2. lig, 3 lig diye idare ederiz diye düşünüyordum, öyle ileriye dönük planlarım yoktu. Ama Aliağaspor’da geçirdiğim başarılı sezon ilerisi için bana umut verdi. Bornovaspor ve Aliağaspor’da stoper oynamaya başladım. Aliağaspor’dan 2. lig takımı Adıyamanspor’a transfer oldum. Ama Aliağaspor’da oynadığım sene birçok 1. lig kulübü gelip beni seyretmişti. Altay, Gençlerbirliği ve Ankaragücü beni izliyordu ama o dönem olmadı, Adıyamanspor’a gittim. Kafaya oynayan bir takımdı, devre arası taliplerim oldu ve Gençlerbirliği’ne transfer oldum.
"ARANILAN OYUNCUYDUM"
İlhan Cavcav beni izlettiriyordu ve elini çabuk tuttu. 5 seneye yakın Gençlerbirliği’nde top oynadım. İyi bir dönem geçirdim Gençlerbirliği’nde ve iyi bir çıkış yaptım. Aşağı yukarı 5 sene boyunca ismim hep büyük takımlara anıldı. Gerçekten hep revaçta kalmak, her sene istenilen futbolcu olmak zor. Her futbolcu 1 sene 2 sene çıkış yapar ama ondan sonra kaybolur gider ama ben 5 sene sürekli büyük takımlar için aranılan oyuncuydum. Gençlerbirliği’nde 1.5 sene sürekli A milli takım aday kadrosuna çağrıldım. 2 kere A milli oldum. Herşey yolunda gözüküyordu. Beşiktaş’ın 100. yılında Beşiktaş’a transfer oldum. Çok iyi bir kadro kurulmuştu. Bir sene önceden oynayan 3 tane banko oyuncusu vardı Beşiktaş’ın defansında. Ahmet Yıldırım, Ronaldo ve Ali Eren... Üstüne Zago ve ben geldim. Ligin özellikle ilk yarısı çok forma buldum. Bir çok resmi maçta oynadım. Ama maalesef benim kariyerimi etkileyecek sakatlık artık kendini belli etmeye başlamıştı. Aslında o sezonun mart ayında bir operasyon geçirecektim ama Lucescu şampiyonlık yarışında olduğumuz için izin vermemişti. Ama yaşadığım sakatlıktan dolayı fiziksel özelliklerimin çoğunu kaybettim. Şampiyonluk garanti olunca, ertesi gün ameliyat oldu. Ne 100. yıl kutlamalarına, ne şampiyonluk kutlamalarına katıldım.
"DÜŞENİN DOSTU OLMAZ"
-Burukluk oldu mu?
Tabiiki oldu. O sene 27 tane maç oynamışım. Sakat sakat oynadım ve dışarıya karşı bu çok yansımadı. Geniş bir kadrodasın. Anadolu'dan gelen bir oyuncu için böyle bir kadroda şampiyon olmuş bir takımda o kadar maç oynamak önemli. Bir de sakat sakat oynuyorsunuz. Gerçi sakatlığımı çok önemsemiyordum, geçer diye düşünüyordum. Ama ilk ameliyattan 8 ay sonra 2. ameliyatı oldum. O 2. ameliyattan sonra futbola dönebileceğime dair umudum kalmamıştı. Hem fiziksel, hem psikolojik olarak gerçekten zor günler geçirdim. Bu sırada çok takım değiştirmek zorunda kaldım. Çünkü her gittiğiniz yerde daha önceki Tolga’yı arıyorlar. 5-6 sene istikrarlı üst düzey top oynamış Tolga’yı bulamayınca, altında başka nedenler arıyorlar. Düşüş yaşamaya başladığınız zaman sağlıklı bir kafa yapısına sahip olamıyorsunuz. Çünkü insan birşeyleri kaybetmeye başlayınca panikliyor ve daha çok hata yapmaya başlıyor. Bir atasözü vardır, düşenin dostu olmaz diye. Kimse de “Bu oyuncu iyi oyuncuydu, üst düzey oyuncuydu, profesyoneldir, işini sever, işine bağlıdır, iyi çalışır” deyip bana elini uzatmadı. Düşüne de bir tekme biz atalım mantalitesiyle hareket etti herkes. Ekonomik yönden kulübün çıkarları daha ağır bastığı için yöneticiler bazında da kimse yardımcı olmadı. Zor günler yaşadım. O arada da çok takım değiştirdim. Benim kariyerim için çok kötü oldu. Şu an bile kendime açıkcası yakıştıramıyorum ama maalesef günahıyla sevabıyla şartlar buraya kadar getirdi bizi. Bundan sonra önemli olan benim için kariyerimi Süper Lig'de tamamlayabilmek.
"HANGİ BAKIŞ AÇISI?"
- Bu arada kaç yaşında oldun?
31
-Futbolun neresindesin?
Mevkii itibariyle bakıldığı zaman aslında tam verimli yerindeyim. Çünkü defans oyuncularında tecrübe çok önemlidir. Tam tecrübeli ve olgun bir oyuncuyum. Fiziksel olarak ta hiçbir eksikliği yok. Sağlığım yerinde. Yaşadığım 2. ameliyatın üzerinden 2.5 sene geçti. Bir daha nüksetmedi. Vücudum artık iyice oturdu yerine. Şimdi burada benim bakış açım değil, bana hangi bakış açısıyla bakıyorlar o önemli. Antrenör olsun, kulüp olsun, nasıl faydalanmak istiyor senden, faydalanmak istiyor mu istemiyor mu?
"ARADIĞIM ORTAMI ÇOK BULAMADIM"
-Bunları mı soruyorsun kendi kedine?
Ben kendi kendimi çok sorgulamıyorum. Bir takıma gidiyorsun anlaşıyorsun, anlaştıktan sonra nasıl yaklaştıkları zaten belli oluyor. Orada kalmak istiyorsun veya kalmıyorsun. Eğer istediğin ortamı bulamıyorsanız arayış içine giriyorsunuz. Takım değişikliği oluyor. Geçen sene ben Samsunspor’da aradığım ortamı bulmuştum. Hem kulübün yapısı, mesela bir Ercan abi 35-36 yaşına kadar oynadı, Ertuğrul Hoca da 35-36 yaşına kadar oynadı. İşte kulübün oyunculara bakış açısı da önemli. Samsunspor kurumsallaşmış, köklü bir kulüp. Ekonomik olarak son 2-3 senesi problemli geçmiş ama lig tarihine bakıldığı zaman ismini ilk 6-7 takım arasında sayabilirsiniz. Ama maalesef ilk yarı çok hatalar yapılmış ve çok az puan alınmış. 2. yarı çok gayret sarfettik, iyi puan toplamamıza rağmen kümede kalamadık. Son 4-5 senemi Samsun’da oynayabilirim, kariyerimi burada tamamlayabilirim diyebiliyordum. Hem ben hem ailem orada mutluyduk, ortam da çok iyiydi. Hatta 2. lige düştüğün de bile, benim için süper ligde devam etmek çok önemli olmasına rağmen ikilemde kaldım. Çok düşündüm ama sezon başı itibariyle çok iyi birşey göremedim Samsun’da. Görseydim kalırdım. Şu anda bakıldığında da sıralamada iyi değil.
-Peki şimdi mutlu musun?
Şimdi mutlu muyum, açıkçası burada da öyle çok aradığım ortamı bulamadım Rizespor’da.
"BELKİ ÖN YARGILI YAKLAŞTI"
-Neden?
Buraya transferimde Güvenç Hoca büyük rol oynadı. O beni çok istiyordu. Oynatmayı düşündüğü oyun planında ve sistemde bana yer olduğunu, benim bu takım için önemli oyuncu olacağımı söylüyordu. Ben o şekilde tercihimi kullandım. Hatta sezon başı Sivas'taydım. Ama maalesef Türk Futbolu'nu biliyorsunuz, çok çabuk değişiklikler oluyor. Sadece bir kaç hafta çalışabildik Güvenç Hocayla. Sonra hoca değişikliğine gidildi. Saffet Susiç geldi. Onunla 12 hafta geçirdik. Şanslar buldum. Ben olaya şöyle bakıyorum, şans bulduğum maçların çoğunda iyi oynadım. İlk yarı 5 tane galip gelmiş bir takım ve dördünde ben sahadaydım. Ama olabilir hoca tercihidir, görüş meselesidir, sürekli kullanmak istemedi beni. Şimdi 2 tane hoca değiştiriyorsunuz, Rıza hoca geldi, bakıldığı zaman ilk yarı 17 lig maçında, 6-7 tanesinde oynamışız. Kim olsa, ben olsam bende aynı şeyi düşünürüm, benim ismimde benim kariyerimde bir oyuncu ve kadroya bakıyorsunuz, çok da alternatifli bir kadromuz yoktu bizim özellikle defans oyuncuları için. Çok fazla maçta oynayamadım, o da ister istemez belki ön yargılı yaklaştı veya kafasında bir düşünce oluştu. Dolayısıyla oynadığım mevkiye transfer yapıldı. Alternatif çoğaldı. Ama Rıza Hoca en azından, şöyle diyebilirim, daha öncede çalışmıştım ben, daha objektif yaklaştı olaylara. Ama şu an itibariyle aradığımı çok bulamadım. Ama profesyonel oyuncuyuz, profesyonel davranıyoruz, kulübün başarısı için ter döküyoruz. Ama 5 dakika, ama 15 dakika görev alırız. Ama tam oynarız ama oynamayız. Biraz daha olgunlaştığımız için her ne şartta olursa olsun yüzde yüzünü vermek zorundayız. Çünkü bu kulüpten para kazanıyoruz. Ben o şekilde bakıyorum. Zaman ve şartlar ne getirir birşey diyemem. Ama şurada 2 ay kaldı, mümkün olduğunca çok sayıda ve iyi, bir şekilde oynamak istiyorum geri kalan maçlarda. Tabii burada hocanında tercihleri çok önemli. Takımın da durumu önemli. İnşallah takımın büyükleri olarak, tecrübeli olarak bu takımın menfaati için elimizden gelenin en iyisini yapmak zorundayız.
"FUTBOLDA DUYGULAR ÇOK ÖNEMLİ"
-İlginç bir portreyle karşılaştık. Kederli, dertli bir Tolga’yla karşılaştık.
Ben duygularımı düz dile getiren bir insanım. Ne kadar profesyonel olsam bile ama yaptığımız iş duyguyla da önemli. Çünkü futbolda duygular çok önemli. Artı motivasyon ve mutlu olmak performansınızı çok büyük etkiliyor. Ama bu şu demek değil, belki burada çok aradığımı şu an bulamadım, olduğu kadar da işimi yapıyorum anlamına gelmiyor yani ben yine yüzde yüzünü yapıyorum. Ama bazı gerçekleri de kabul etmek lazım. Şu an burada maalesef ben takım kadrosu içince iskelet oyuncu gözükmüyorum yani.
"İSKELET OYUNCU OLMAM LAZIM"
-Bir futbolcu bunu bir gazeteciye açık açık söylemez.
Aslında bunlar konuşulacak ve konuşulması gereken şeyler. Ben bunu söylüyorum diye farklı davranmam gerekmiyor. Ben gene aynı şeyi söylüyorum, kendi düşüncelerime göre, şu kariyerdeki bir oyuncunun fiziksel bir sakatlığı yoksa her hangi bir Anadolu takımında iskelet oyuncu olması lazım. O şekilde transfer edilmesi lazım. Benim kendi düşüncem böyle. Eğer değilse, şartlar bunu gerektirmiyorsa o zaman çok ahlanıp vahlanmaya, üstü kapalı cümlelerle de işi geçiştirmeye gerek yok. Bazı gerçekler vardır ve kabul etmek lazımdır. Buradaki gerçekler bu. Kabul etmiş durumdayım. Bunu dile getirmekte de hiçbir sakıncam yok. Çünkü bunu kendime problem etmiyorum, ben işimi yüzde yüz yapıyorum. Biraz gerçekleri kabul etmek lazım, tamam belki 10 tane maçta görev aldım ama 5 tane 90 dakikam var. O zaman siz bu takımın banko oyuncusu değilsiniz. Bunu dile getirmekte de ben hiçbir sakınca görmüyorum.
"SÜREKLİLİK BAŞARIYI GETİRİR"
-Şu ana kadar diyelim 18 maç oynasaydın, yüzde yüz çok iyi maçlar çıkarırdım diyor musun?
Kesinlikle mevcut oynadığım maçlarında daha üstünde performans sergileyebilirdim. Süreklilik başarıyı getirir. Her 2-3 maçta bir oynayıp her oynadığımız maçta bu maçta çok iyi tamamlamam lazımki bir dahaki maçta da oynayayım psikolojisiyle çıkarsanız, çok başarılı olamazsınız.
"FİZİKSEL ÖZELLİKLERİMİ KAYBETMEYE BAŞLAMIŞTIM"
-Beşiktaş’ta da mutsuzlukların var mıydı?
Beşiktaş'taki en büyük mutsuzluğum, sakatlığımın farkına varmıştım ve çok bilinen bir sakatlık değildi, ne olacak diye çok merak ediyordum. Fiziksel özelliklerimin çoğunu kaybetmeye başlamıştım. Oynayıp oynayamamakla ilgili değilde ilerisiyle ilgili çok büyük belirsizlik ve kaygılarım vardı. Çünkü yaşadığım sakatlık literatürde olmayan bir sakatlık. Kimsenin başına gelmemiş bir sakatlık. Ne olacağını bilmiyordum. Mesela bir çapraz bağ ameliyatı olursunuz, rehabilitasyon süresi, sonrası bellidir. Benim yaşadığım sakatlığın sonrası belli değil.
"BACAKLARIM UYUŞUYORDU, KOŞAMIYORDUM"
-Neydi tam olarak sakatlığın?
Kalça kaslarının arasında siyatik sinirlerim sıkıştı. Çok anlamsız bir sakatlık. 2 kalçayı açtılar. Sağlı sollu olarak, siyatik sinire kadar indiler, gevşettiler. Tam geçmeyince 2. ameliyatı oldum. Bacaklarım uyuşuyordu, depar atamıyordum, koşamıyordum, esneklik yapamıyordum, çalışamıyordum. 10 dakika oturamıyordum, ayağımı kaldıramıyordum. Ben yüzde 50 tempoyla bile koşamıyordum ve bu şekilde Başiktaş’ta çok maç oynadım. Sakattlık çok kötü. Allah düşmanımın başına vermesin. O ikilem benim çok kafamı karıştırmıştı ve maalesef korktuğun başına geliyor. Korktuğum şeylerin hepsi başıma geldi. Çünkü hiçbir zaman büyük takıma geldikten sonra 1 sene içerisinde kaybolacak futbolcu olarak görmüyordum kendimi. Çünkü alttan sağlam geliyorum. Yaptığım işi çok seviyorum, profesyonelim, yaşantım ona göre. Defans oyuncusu olduğum için fiziksel eksikliğim olmazsa çok kötü oynama şansım yok. Büyük takıma gelirim orada uzun süre oynat ve öyle bırakırım diye düşünüyordum hep.
"NİYE OYNATMADI, BİRDE BEN BAKAYIM, PROBLEMLİ Mİ ACABA"
-Yani futbolun hiç dünü yok?
Yok doğru. Ben onu kabul etmiş durumdayım da ama tamam bir futbolcu bir sorun yaşayabilir. Ama ben olurum ama başkası olur, kendine iyi bakıyor mu, işini doğru yapıyor mu, fiziksel olarak eksikliği var mı, profesyonel mi? Bakarsın, görürsün, yaşarsın ona göre birşey koyarsın. Ben son senelerde çok takım değiştirdim. Maalesef insanlar da altında hep birşeyler arıyorlar. İsim vermek istemiyorum sadece örnekleme yapıyorum. Acaba niye oynatmadı önceki hoca, bir de ben bakayım, problemli mi acaba, bir deneyeyim bakayım, problem yaratacak mı? İnsanları denedikçe, insanın problem yaratmayacağı varsa da problem yaratır.
"DENEME TAHTASI MIYIZ?"
-Hep denenmek sende kötü hisler uyandırıyor.
Evet. Bundan önceki antrenörle aynı şeyi konuştuk. Belki hoca seni deniyor dedi. Yani neyi deniyor? Niye deniyor beni? Deneme tahtası mıyız.
-Bunu antrenörle değilde direkt teknik direktörle konuşuyor musunuz? Futbolcunun varsa yaşadığı bazı şeyleri bunu sorabilmesi lazım. Türkiye'de futbolcu soramıyor mu?
Türkiye'de soramıyor. Niye soramıyor? Şimdi sorulacak antrenör var sorulmayacak antrenör var. Sorduğunuz her sorunun altında başka şeyler aranıyor. Maalesef bu böyle, bunu kabul etmek lazım.
-Yani bunu sorduğun hafta takımdan kesilebilirsin.
Kesik yemek de önemli değil. Niye bu soruyu bana sordu, problem mi çıkaracak acaba, aklında başka şeyler mi var? Bence futbolcudan da kaynaklanmıyor, antrenörden de kaynaklanıyor. Diyaloğa açık değil Türk futbolu, antrenörle futbolcu arasında, futbolcuyla öteki futbolcu arasında olsun.
"BENDEN YENİ SEZONDA RİZESPOR NE BEKLİYOR?"
-Ben buradan şunu çıkarıyorum, sen sezon sonu itibariyle gelen teklifleri değerlendireceksin gibi bir karar vermişsin kendi kendine.
Şimdi kesin böyle bir karar vermedim de, yine sürekli takım değiştiren bir pozisyonda olmak istemiyorum. Bir aksilik olmazsa 1 seneyi burada tamamlamış olacağım. Sene sonu soracağım soru şu, benden yeni sezonla ilgili Rizespor ne bekliyor? Benle ilgili beklentileri, benden faydalanmak, hem profesyonellik olarak, hem abilik olarak, hem oyuncu olarak, üçü bir arada bir şeyler bekliyorlarsa ben kalırım. Ama bana yaklaşım şekilleri daha önemli. Eğer çok devam etmeyi düşünmezlerse o zaman zorlamanın bir manası yok.
"KARŞILIKLI DÜŞÜNÜYORUM"
-Sıkıntı sadece oynamamaktan mı kaynaklanıyor?
Ben oynamamayı sıkıntı yapmıyorumki. Hiç yapmadım.
-Ortam, buraya alışamamak.
Yok buraya alışamamakla ilgisi yok. Çünkü, benim öyle çok ekstra bir sosyal hayatım yok yani orayı gezeyim, burayı gezeyim. Şehir beni rahatsız etmiyor. Ailem var, çocuğum var ben onlarla mutlu olabiliyorum. O benim için çok önemli değil. Buraya alışamamakla ilgisi yok. Bulunduğuınuz kurum sizi ne şekilde düşünüyor bu önemli. Çünkü benim kabul ettiğim gibi, ama burada olsun ama başka kulüplerde olsun şunu da kabul etmek lazım, ben şimdi 32 yaşında olacağım. Sürekli oynamam lazım, gündemde olmam lazımki, daha sonraki seneye taşıyabileyim. Şöyle düşünün bu sene burada 10 maçta görev aldım. Seneye benim transfer yapma şansım çok zor. Bir sene sonra 5 maçta görev aldım, o zaman direkt kategori düşersiniz. Bunları kabul etmek lazım. Futbolun gerçeği bunlar. Ben bunları kabul ediyorum ama tabii yöneticilerin de aynı şekilde olaylara objektif yaklaşmaları lazım. 2 taraflı düşünmeleri lazım. Ben 2 taraf için karşılıklı düşünüyorum. Benim için çok problem yok, kalabilirim de burada. Rizespor’un ihtiyacı olursa seve seve kalırım. Futbolda dün yok, belki 2 hafta sonra bazı şeyler değişir, daha istikrarlı bir çizgi yakalar ve sezon sonuna kadar banko oynarsınız o zaman herşey bambaşka olur. Siz de başka türlü bakarsınız yeni sezona, yönetim de hoca da başka türlü bakar. Futbol çok çabuk değişiyor çünkü.
"İÇİMDE UKTE KALDI"
-Her futbolcunun hayalinde 4 büyüklerde oynamak vardır. Sen bunu gerçekleştirmiş bir futbolcusun ama yaşadığın şanssızlıklar, sakatlıklar senin Beşiktaş’tan kopmana neden oldu. İçinde bir özlem kaldı mı? Bir hırs var mı yine o performansı sergileyip, yine büyük bir camiaya gitmek gibi.
Kesinlikle hiç aklımdan geçirmiyordum bir sene oynayıp geri döneceğimi. Kesinlikle daha uzun süre oynamam lazımdı. Orası bir ukte mi evet ukte kaldı bende. İkincisi birşey daha kabul etmek lazım, ikinci söylediğiniz için, ben kendi adıma inansam, inanmayan insanlar çok, gerçekleştirmek bunu çok zor. Fiziksel olarak zor değil, bir sene sonra belki öyle bir sezon geçireceğimki, 34 maçın 34'ünde de oynayacağım, geriye dönüp bakıldığında çok daha iyi bir performans sergileyeceğim ama bu benimle ilgili değil. Türkiye’nin buna bakış açısı. Maalesef Avrupa'da bu böyle değil. Tugay abiyi görüyorsunuz, 37 yaşında. Bıraktırmıyorlar, yeniden sözleşme imzalıyorlar. Bu tamamen futbola bakış açısı ve kültürle ilgili.